Ayşenur Özeren: Çağımızın Hastalığı Akıllı Cep Telefonu Kullanmanın Ağrılarımızla Ne İlgisi Var?

Dünya genelinde akıllı cep telefonu kullanımının gittikçe artmasıyla, 21.yy rahatsızlıkları ortaya çıkmaya başladı.

Akıllı telefonlar, gündelik yaşamımızı kolaylaştırmanın yanında bazı problemleri de beraberinde getirdi. Doğru kullanıldığı zaman son derece yararlı olan ve kolaylık sağlayan akıllı telefonların, bilinçsizce ve aşırı kullanılmasının olumsuz fiziksel ve psikolojik sonuçları olabiliyor.

Suçlu gerçekten cep telefonu mu?

Kitap, gazete okurken de aynı pozisyonu kullanıyoruz, neden cep telefonu bizi bu kadar etkiliyor? Akla gelen ilk neden, cep telefonuyla uğraşırken geçirdiğimiz süre yani aynı pozisyonda, uzun süre kalmamız. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla, zamanımızın büyük bir kısmını cep telefonlarımıza bakarak geçirmeye başladık. Sosyal medya; otobüs, işyeri, ev, kafe, bahçe, aklımıza gelebilecek her yerde bizi etkisi altına almış durumda.

Bu etkinin sonuçları nelerdir?

Günlük yaşamda,  mobil cihazımıza bakarken, herhangi bir şey okurken, örgü örerken, masa başı iş yaparken; başımız çoğunlukla öne eğiktir. Bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar göstermiştir ki başımız öne eğik olarak, uzun süre kaldığımızda boynumuzda 60 kilograma yakın baskı oluşur.

Kullanıcılar, mobil cihazlarına bakmak için başlarını 15, 30, 45 veya 60 derece öne eğdiklerinde, boyunlarına binen yük bir o kadar artarak devam eder. Normalde dokular, bu yükü tolere edebilir. Ancak modern hayatın getirisi olan yoğun stresin ve hareketsizliğin olumsuz sonuçları bu noktada ortaya çıkmaya başlar. Beden farkındalığı azalır ve  hareket sisteminin yüklenilebilirlik seviyesi düşer. Bu da bazı kas – iskelet sistemi şikayetlerine yol açar.

 

Akıllı telefonların kullanımı ile ortaya çıkan başlıca fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar:

  • Baş ağrısı, göz sulanması, göz yorgunluğu.
  • Uyku problemleri sonucu yaşam kalitesinin düşmesi.
  • Stres, depresyon belirtileri, anksiyete (kaygı bozukluğu), akademik başarıda düşüş
  • Elde uyuşukluk, başparmakta ve küçük parmakta yapısal bozulmalar, ağrı, kavrama gücünde azalma gibi fiziksel belirtilerle ortaya çıkan el bileği sendromu olabilir.
  • Sürekli aynı pozisyonda, aşağı yönde bakarak durmak; boyun kaslarının yorulmasına, gerilmesine ve uzun süreli kullanımla kolda uyuşmaya sebep olabilir.
  • Cep telefonu kullanımının kişinin kas-iskelet sistemini nasıl etkilediğini araştırmaya yönelik yapılmış bir çalışmada; 983 akıllı telefon kullanıcısı ile cep telefonu kullanımı ve kas-iskelet sistemi bozuklukları ile ilgili semptomlar arasındaki ilişkiyi anlamak için bir anket yapılmıştır. Anketten elde edilen sonuçlara göre;
    • % 8.1’i boyun
    • % 5.6’sı omuz
    • % 4.1’i dirsek
    • % 11.3’ü ellerde olmak üzere

Cep telefonu kullanıcılarının % 18.8’inin vücut bölümlerinin en azından birinde kas-iskelet sistemi rahatsızlığı yaşadığı bulunmuştur.

Bu durumun olumsuz etkilerinden korunmak için fizyoterapiste danıştığınızda:

  • Hayatınıza hareket katmanın yollarını
  • Beden farkındalığını yeniden sağlamanın tekniklerini
  • Ergonomi prensiplerini
  • Günlük yaşam içinde eklemlerinize daha az yük binmesi için dikkat edeceğiniz yöntemleri öğrenirsiniz.

Şanlısınız, Fizyoterapistiniz Burada!

 

 

Ayşenur ÖZEREN, Fizyoterapist (Fizyoterapistiniz ile ilgili detaylı bilgi edinmek için lütfen tıklayınız.)

 

Kaynaklar:
  1. Suwalee Namwongsa, Manida Swangnetr Neubert,Sunisa Chaiklieng,et al.(2018), Ergonomic risk assessment of smartphone users using the Rapid Upper Limb Assessment (RULA) tool.Plos one.10.1371/journal.pone.0203394
  2. Sophia Berola,Richard P.Wells,Benjamin C Amick,(2011), Musculoskeletal symptoms among mobile hand-held device users and their relationship to device use: A preliminary study in a Canadian university population. Science direct.Pages 371-378
  3. Sojeong Lee,Hwayeong Kang ,Gwanseob Shin, 2014, Head flexion angle while using a smartphone.Ergonomics. Pages 220-226

 

YAZI DİZİSİ: Nörogelişimin Temel Parçaları-1 (Nörogelişim Nedir?)

Nörogelişim, merkezi sinir sisteminin gelişimiyle birlikte bireyin iletişim becerilerinde, hafıza, dikkat, odaklanma gibi bilişsel becerilerinde ve fiziksel becerilerinde bir bütün halinde ilerleme katedilmesidir.

Fiziksel, bilişsel ya da iletişim becerilerinden herhangi birinin diğerinden kayda değer bir derecede geri kalması, bireyin sahip olduğu diğer becerilerde de istenilen seviyeye ulaşamamasına neden olur. Örneğin; yenidoğan bir bebek 6 aylıkken oturma denemelerine başlar, başarısızlıkla(!) sonuçlanan her deneme, bir sonraki denemenin hedefe daha uygun hale gelebilmesi için yeni bir referans olarak beyinde kaydedilir.  Oturma süresince karşısındakilerle olan etkileşimi, aldığı keyif her oturma denemesini etkiler ve oturma süresini bir etkileşim amacıyla uzatır. Eğer bu bebek daha erken dönemlerde bakışma, gülüşme, karşısındakini takip edebilme, sese yönelebilme, birliktelik kurabilme, hedeflerine odaklanabilme, hedefi için plan yapabilme, vücudunu üç boyutlu olarak konumlandırabilme gibi becerileri elde etmemiş olsaydı, oturma becerisini kazanmak bu kadar keyifli ve de kolay olmayabilirdi.

Nörogelişim, birçok temel kökten oluşur. Farklı alanlardaki uzmanlar kendi literatürlerine göre bu kökleri gruplayabilirler. Ben, fizyoterapist bakış açısıyla, iletişim ve motivasyonun, duyusal süreçlerin, farkındalığın, çeşitlendirmelerin fiziksel nörogelişimi nasıl değiştirdiği, geliştirdiği ve bütünlediği ile ilgili bir yazı dizisi hazırladım.

İletişim ve Motivasyonun Fiziksel Nörogelişime Etkisi Nedir?

Nörogelişimsel bozukluğu olan çocuklarda sık gördüğümüz problemlerden biri de iletişimin sözlü ya da sözsüz belki her ikisinde de yaşından beklenilen hedeflerden çok uzakta olmasıdır. İletişimin sözsüz unsurlarının, iletişimin daha büyük yüzdesini oluşturduğu artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Kısaca sözsüz iletişimden bahsetmek gerekirse, bakışmak, yönelmek, yüz ifadesi, bedenini kullanmak, işaret etmek, ses değişimi yapmak sayılabilir.

  Gelişmekte olan bir bebeği düşündüğümüzde, bakışmak; erken dönemlerde bir duygu paylaşımı aracıyken ilerleyen dönemlerde çok önemli bir öğrenme aracına dönüşüyor. Örneğin; mama sandalyesinde otururken motivasyonu yemek yapan annesini görmek ve onunla duygu paylaşımını, etkileşimini devam ettirmek isteyen bir bebek, annesi hareket halindeyken bile onu takip etme isteğini devam ettirecektir.

   Peki, bu motivasyonun ona hangi becerileri kazandırabileceği üzerine kısaca düşünelim mi?

Öncelikle hareket halindeki nesneyi (anneyi) takip etmek, duyusal sistemimizde birleştirici rolü olan vestibüler sistemi geliştirir. Görsel algı vestibüler sistemin parçalarından biridir. Gövdeden ayrı olarak yapacağı baş- boyun hareketi yine vestibüler sistemi geliştirir. Baştan bağımsız yaptığı göz hareketi yine vestibüler sisteme etki eder. Diyelim ki, anne görüş alanından çıktı, o zaman aynı motivasyonu sürdüren bebek bu sefer gövdeyi yana eğme, gövdeyi öne eğme, başı döndürme gibi çeşitli hareketleri kullanarak vücuduyla uygun cevap oluşturacak ve yine milyonlarca sinirsel bağlantı kurarak hareket repertuarını, motivasyonu çerçevesinde genişletecektir. Yani ortaya çıkan fiziksel hareket aslında başka bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkmıştır, en güzeli de kendi doğalında ve bir akışın içinde ortaya çıkmıştır. Etrafıyla son derece etkin iletişim halinde olan bir çocuğun bunu uyanık kaldığı saatler boyunca yaptığını düşündüğünüzde, iletişim ve kurulan birlikteliğin, fiziksel gelişimi ne kadar da fazla arttırabileceğini hayal edebiliyor musunuz?

Bir noktanın altını tekrar çizmek istiyorum ki;

Çocuk hareket repertuarını motivasyonu çerçevesinde genişletir. Fiziksel hareket, bir sürecin sonucunda olay örgüsü olarak kendi doğalında ortaya çıkar.

Özet olarak; nörogelişimsel bozukluğu olan çocuklarda çalıştığımız noktalardan birinin iletişim ve motivasyon olması; bu becerilerinde hareket becerileriyle bir olay örgüsü, bir akış içinde birlikte çalışılması; çocuğun kendiliğinden ortaya çıkan doğal hareket becerilerini geliştirecek, günlük yaşama yayılan normal nörogelişimi destekleyecek ve çocuğu bütünleyecektir.

Kısıtlı oyunlar, kısıtlı hayal gücü, kalıplaşmış ve doğaldan uzak bir yetişkinin çocuğa yapmasını dikte ettiği fiziksel çalışmalar nörogelişimin doğasına aykırıdır. Bırakalım çocuklar keşfederek hareket motivasyonlarını bulsunlar.

Merak etmeyin fizyoterapistiniz burada!

Özge BULUT YILMAZ, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle lgili detaylı bilgi almak için tıklayınız.)

Bu yazı dizisinin ikinci bölümünü okumak için lütfen buraya tıklayın.

KAYNAKLAR:
  1. Training the Brain: Practical Applications of Neural Plasticity From the Intersection of Cognitive Neuroscience, Developmental Psychology, and Prevention Science
  2. “Movement analyses & Education Strategies fort he treatment of children with cerebral palsy and similar Conditions” Maes Therapy Handouts, Jean Pierre MAES
  3. Özel Gereksinimli Çocuk, Zihinsel ve Duygusal Gelişim, Greenspan S.