YAZI DİZİSİ: Multiple Skleroz’a Bir de Bu Açıdan Bakın! -1

Bağışıklık sistemimizin bozularak kendi sağlıklı vücut dokusunu, hastalık nedeni olan bir madde gibi görmesine ve bu dokuya saldırmasına “otoimmunite”, bu hastalıklara “otoimmun hastalıklar” diyoruz. Vücut sağlıklı dokuyu bir taraftan harap ederken diğer taraftan iyileştirme sürecine girer ve kendi içerisinde kısır bir döngü oluşturur.

Uzun adıyla “Multipl Skleroz”, kısa adıyla “MS” vücudun kendi sağlıklı sinir kılıfını düşman gördüğü, otoimmun bir hastalıktır. Sinir kılıfına yapılan saldırıya bağlı olarak kişi, zaman zaman “atak” adını verdiğimiz ve vücutta bazı aksaklıkları başlatacak veya ilerletecek dönemlere girebilir. Bu süreç içerisinde kişide görme ve denge bozuklukları, kasılmalar, soluk alıp-verme güçlükleri, idrar kaçırma ya da idrar yolları enfeksiyonu gibi boşaltım problemleri, el ve ayaklarda uyuşmalar veya hareket etmede ile yürümede güçlük gibi belirtilerden biri veya birkaçı ortaya çıkabilir. Bu durumlarda, bağışıklık sistemini zaman zaman baskılayan ilaç tedavilerinin yanı sıra; bireye özel beslenme, fizyoterapi ve psikoterapi gibi tedaviler sürecin daha kolay atlatılmasına önemli katkı sağlar.

İnternete şöyle bir göz gezdirdiğinizde maalesef hastalıkla ilgili türlü iç karartıcı görüntüler ve bilgiler bulmak mümkün. Bu nitelikte yayınlanan içeriklerden bir çoğu, MS’le ilgili yeni gelişmeleri içeren  bilgilere sahip değildir ve güvenilir kaynaklar yoluyla elde edilmez. Bu tür içerikler, kuvvetli iyileşme inancına sahip olan ve ümitsizlikten kurtulduğunda hastalığı daha iyi yönetebilen MS’li bireyleri gözardı etmekte ve şikâyetlerinize çözüm olmaktan hayli uzak bir tavır sergilemektedir. Genç yaşta MS tanısı almış bir hastam, hastalığını ilk öğrendiğinde okuduğu bu tür bilgiler nedeniyle, durumunun kötüye gideceğine olan inancının arttığını anlatmıştı. MS aslen, iyi yönetildiğinde gidişatı açısından umut vaad eden bir hastalıktır.

Bu nedenle bu yazıda, MS’li bireylerin hareket sistemleri ile ilgili şikayetleri için güncel bilimsel gerçekler ışığında yol gösterici birkaç öneriden bahsetmek istiyorum.

Fizyoterapiye ihtiyaç duyulan tüm diğer problemler gibi MS’e de, bütüncül yani çok yönlü yaklaşmak uygun olacaktır. Bütüncül yaklaşım, bir hastalığın insana olan etkilerini biyolojik, psikolojik ve sosyal çevre alanları içerisinde inceleyen sağlık felsefesidir. Buna göre hastalığa neden olan etkenler birbirinden bağımsız düşünülemez ve etkin tedavi edilemez. Bütüncül yaklaşımda sağlık profesyonellerinden bir ekip oluşturulması ve hastanın bu ekibin merkezinde olması son derece önemlidir. MS tanısı alan bireylerin, hastalıklarını ve çözüm yollarını kendilerine fayda sağlayacak ölçüde tanımaları ve ekibin bir parçası olarak üzerlerine düşen görevleri yapmaları gerekir. Tüm bu anlatılanlar ışığında MS’li veya MS’li yakını iseniz, şikayetlerinize yönelik çözüm yolları ile ilgili güncel bilimsel bilgiler aşağıda kısaca paylaşılmış ve ulaşmanız gereken uzmanlar belirtilmiştir.

Hareket Sistemini iyileştirmenin ilk şartı: İyi beslen!

Çalışmalar, MS için ideal beslenme programını netleştirememiş olsalar da; doymuş yağlar, tuz ve şeker miktarı düşük diyetlerin MS için uygun olduğu konusunda hemfikirler ((1)2017). Yapılan kan tahlillerinize ve hastalığınıza göre metabolizmanızın ihtiyacı olan besinleri belirleyecek ve doktorunuzun verdiği ilaçlara ek olarak; diyetisyeniniz yediklerinizle de bunları takviye etmenizi sağlayacaktır. Hareket sisteminizin iyi işleyebilmesi için vücudunuzun bu minerallere ihtiyacı vardır ve eksikse tamamlanması gerekir. Bu konu için lütfen doktorunuza ve diyetisyeninize danışınız.

Hastalığı durdurun!: D vitamini ve Fiziksel Aktivite

Fiziksel aktivitenin D vitamini emilimini de arttırdığı ortaya konulmuştur. D vitamininin diğer tüm kronik otoimmun hastalıklarda olduğu gibi MS’te de eksik olduğu saptanmış, takviye edildiğinde hastalığın ilerlemesini durdurduğu gözlenmiştir (6). Bu; fiziksel aktivitenizi (günlük yürüyüş, merdiven çıkma, ev işi yapma, bisiklet sürme, bahçe işleri yapma gibi) arttırdığınız takdirde, kana geçen D vitamini miktarının artması ve hastalığınızın ilerlemesinin duracağı anlamına gelmektedir.

Yanlış bilinenler: “Egzersiz beni yorar.”

Eski bilimsel inanışa göre egzersiz, MS’li hastalarda yorgunluğa neden olur denmekteydi. Araştırmalar, MS’li bireylerde fiziksel aktivite ve egzersizin; hareketi ve gücü arttırdığını, yorgunluk şikayetlerini ise azalttığını güçlü kanıtlarla göstermiştir. Yürüme mesafesi ve süresi artmıştır. Kişilerin ruhsal sağlığını iyileştirdiğini gösteren orta düzey kanıtlar da mevcuttur (4, 5). Yani MS’te egzersiz, önceden sanılanın aksine hastalığınızı durdurma ve geriletme gücüne sahiptir!

 

  • Duygu Durumunu ve Çevreni yönetmeyi öğren, kendine vakit ayır!
  • Az konuşulanlar ya da hiç konuşulmayanlar… Çözüm çok kolay!
  • Egzersizle ilgili nelere dikkat etmeliyim? Hangi egzersizler MS için uygun?
  • MS’te egzersiz rehberim neden fizyoterapist olmalı?  

konularının hepsi ayrıntılarıyla haftaya yazı dizimizin devamında..

 

Seda TÜRKYILMAZ, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi almak için lütfen tıklayınız.)

Bu yazı dizisinin ikinci bölümünü okumak için lütfen buraya tıklayın.

Üçüncü bölümünü okumak için lütfen buraya tıklayın.

KAYNAKLAR
  1. Altowaijri G, Fryman A, Yadav V. Dietary interventions and multiple sclerosis,  Current neurology and neuroscience reports,  2017.
  2. Ferreira APS, Junior A, Salgado P, Medola F, Christofoletti G. A Controlled clinical trial on the effects of exercise on lower urinary tract symptoms ın women with multiple sclerosis,  American Journal of Physical Medicine & Rehabilitation, 2019.
  3. Carvalho LSC, Nascimento OJM, Rodrigues LLFR, Matta APDC. Relationship between expanded disability status scale scores and the presence of temporomandibular disorders in patients with multiple sclerosis, European Journal of Dentistry, 2018.
  4. Khan F, Amatya B. Rehabilitation in multiple sclerosis: a systematic review of systematic reviews, Archives of Physical Medicine and Rehabilitation,  2017.
  5. Reynolds ER, Ashbaugh AD, Hockenberry BJ, McGrew CA. Multiple Sclerosis and Exercise: A Literature Review, Current Sports Medicine Reports,  2018.
  6. Deisenhammer F, Bauer A, Lechner I. Vitamin D and physical activity in multiple sclerosis (P2. 347), 2018.

Yaşamın Doğası Harekettir. Fizyoterapist Hareketin Doğasını Bilir.

Hareketin doğasında zerafet ve çabasızlık vardır; kısıtsız, akıcı ve sürekli bir şekilde tekrarlanabilir. Hareketin zor olduğu her durum, fizyoterapistlerin çalışma alanıdır.

“Bilseydim fizyoterapistlerin bu alanda çalıştığını, daha önce fizyoterapiye giderdim.”

“Peki ama, ben niye bir yıldır bu ağrıyı çekiyorum?”

“Fizyoterapiyi, elektrik verip sıcak koyulan bir şey sanıyordum. Daha önce gittiğimde bir işe yaramamıştı. O yüzden gayret ettim, iyileşir diye bekledim.”

“Ağrı kesici alınca rahat hareket ediyordum ama zaman geçtikçe işe yaramaz oldu. Bilseydim ağrının fonksiyonunu keşke.”

“Fizyoterapide canımı acıtacaklar sanıyordum, korktum gelmeye. Bıçak kemiğe dayanınca geldim. Ama hiç canım acımadı.”

Çevremden ve karşılaştığım hastalardan duyduğum bu cümleler, bu konuda genel bir bilgi eksikliği olduğunu düşündürüyor bana.

Bazen basit bir bilgilendirme ve alınacak önlemlerle toparlayabilecek durumdaki bir sorun, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bilmemekten, önyargılardan veya kötü tecrübelerden dolayı ilerleyip tedaviye ihtiyaç duyacak seviyeye gelebilir. Tüm bunlara dayanarak; toplumu mesleğimiz hakkında bilgilendirmek üzere yazdığımız blog yazılarımıza bir de genel bir bilgilendirme yazısı eklemeye karar verdim.

Ağrı Odaklı Fizyoterapi:

Yıllar önce, çalıştığım hastaneye yurtdışından bir hasta geldi. Üç seans denedikten sonra devam edip etmeyeceğine karar verecekti. Kabine girdiğimde kolunu kucağına almış, öne eğik vaziyette oturan hastanın çok ağrı çektiği açıktı. Dirsek eklemindeki kırık kaynadıktan sonra yapılan terapide çok ağrı çekmişti. Eklem kısıtlılığı açılmadığı gibi omuz ve el bileği sorunları da başlamıştı. O gün, hiç dokunmadım; sadece onu dinledim ve bilgilendirme amaçlı konuştum. Seanslara devam etme kararını bildirerek gitti. Üçüncü seansa geldiğinde gözlerinde mutluluk yaşlarıyla saçını taramaya başladığını gösterdi. Yavaş yavaş ve ağrısız bir terapi ile hastamızı sağlıkla taburcu ettik.

Her alanda olduğu gibi bizim alanımızda da sürekli yeni bakış açıları gelişiyor; bedeni ve çalışma şeklini anlamaya yönelik yeni terapi yaklaşımları kullanılıyor artık. Ağrı yönetimi, bir fizyoterapistin her zaman, her hastasıyla yeni baştan yazdığı yöntemleri içerir. “Tek bir doğru yöntem vardır.” diyemeyiz. Bazen bilimsel makalelere dayanarak bazen elleriyle dokuyu hissederek verdiği kararlarla bazen de tamamen sezgileriyle yol aldığı bir alandır ağrı yönetimi. Bu sebeple, sadece teknik öğrenmekle yapılan bir meslek değildir fizyoterapistlik; sezgiye de dayanır, yorum yapar ve işine imzasını atar fizyoterapist. O yüzden “bir sanattır” diyebiliriz.

Hastalarımızın büyük çoğunluğu, ağrı çeken insanlar olduğu için hemen hemen tüm fizyoterapistler ağrı odaklı çalışmak durumundadır. Çok geniş bir yelpazede, neredeyse tıbbın tüm alanlarında yeri olan fizyoterapistler, hasta gruplarına göre bir konuya yoğunlaşıp belli bir grup hastaya hitap ederler ve o konuda derinleşirler.

Ana başlıklar halinde sıralayacak olursak fizyoterapistlerin çalıştığı alanlar:

  1. Ortopedik Rehabilitasyon: Eklem, kas, tendon ve bağ yaralanmalarının ameliyatsız terapisi veya ameliyat gerekiyorsa operasyon öncesi ve sonrası fizyoterapi yapılır. Kırık, burkulma, menisküs yaralanması, bel-boyun ağrısı yaratan tüm sorunlar ve skolyoz gibi ortopedik rahatsızlıklarda farklı teknik ve yaklaşımlarla yardımcı olurlar.
  2. Nörolojik Rehabilitasyon: İnme, Parkinson, Multiple Skleroz gibi sinir sistemi kaynaklı kas-iskelet sistemi hastalıklarında çalışırlar. Her hastalığın farklı doğasına uygun tekniklerle hastaların bağımsızlık seviyelerini mümkün olan en üst düzeyde tutmayı hedeflerler.
  3. Pediatrik Fizyoterapi: Doğuştan ya da yaşamın ilk yıllarında gelişen hastalıkların fizyoterapisinde çalışırlar. Kas hastalıkları, Serebral Palsi, Konjenital Müsküler Tortikollis, Obstetrik Brakial Pleksus Yaralanması, Juvenil Romatoid Artrit, Down Sendromu, Otizm, Pediatrik Yanıklar, Astım, Spina Bifida, gelişimsel yetersizlik, çocuklarda ortezleme gibi konuları içeren çok geniş bir alandır. Son yıllarda pelvik taban fizyoterapisi alanında çalışan fizyoterapistlerin bir kısmı çocuk pelvik taban rehabilitasyonuna yönelmiştir.
  4. Yutma Fizyoterapisi: Mekanik, travmatik, psikolojik veya sinir sistemine bağlı nedenlerden dolayı yutma bozukluğu gelişebilir. Bu alanda çalışan fizyoterapistler özel değerlendirme ve terapi yöntemleri ile hastanın tekrar yutma fonksiyonunu gerçekleştirmesine yardımcı olurlar.
  5. Solunum Fizyoterapisi: KOAH, Astım gibi solunum yolları rahatsızlıklarında, hastanın yaşam kalitesini yükseltmek ve devam ettirmek amacıyla çalışırlar. Ayrıca ameliyat öncesi hasta eğitimi ile fizyoterapisinde ve yoğun bakım ünitelerinde önemli görevleri vardır.
  6. Pelvik Fizyoterapi: Kadın, erkek ve çocuk sağlığı olarak üç ana dala ayrılır. Leğen kemiği, boşaltım, üreme sistemleri ile ilgili sorunlarda ve gebelik sürecinde yardımcı olurlar. Ağrı, idrar kaçırma, gaita veya gaz tutamama, kadın ve erkekte cinsel fonksiyon bozuklukları, kabızlık, rahim vb organ sarkmaları, cerrahi sonrası oluşmuş yapışıklık gibi sorunlarda çalışırlar. Koruyucu, ağrı odaklı, pediatrik, ortopedik fizyoterapi alanlarıyla ortak hasta gruplarıyla çalışırlar.
  7. Sporcu Sağlığı ve Fizyoterapisi: Sporcularda yaralanmayı önlemeyi, yaralanma olduysa bu duruma uygun bir çalışmayla sporcunun sağlıkla sahaya dönmesini hedeflerler. Ayrıca performansı arttırmaya yönelik değerlendirme ve çalışmalar yaparlar.
  8. Kalp ve Damar Sağlığı Fizyoterapisi: By pass gibi kalp damar cerrahisinden veya kalp krizinden sonra yoğun bakımdan başlayarak taburcu olana dek fizyoterapistin rolü çok önemlidir. Egzersiz testleri ile kalp kondisyonu tespit edilir ve  arttırmaya yönelik aerobik veya anaerobik yüklemeler düzenlenir. Ayrıca lenf drenajları, venöz yetmezlik durumları, hipertansiyon-hipotansiyon cevaplarına yönelik yüklemeler yine bu alanın kapsamındadır.
  9. Kanserde Fizyoterapi: Erken dönemde, aerobik ve açık hava egzersizleri gibi kondisyonu arttırmaya yönelik egzersiz programı düzenlenir. İleri dönemde ise pozisyonlama, ağrı fizyoterapisi, ödem fizyoterapisi, solunum fizyoterapisi yapılır.
  10. Romatizma Hastalarında Fizyoterapi: Fibromiyalji, Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Skleroderma gibi romatizmal hastalıklarda kişinin ağrısını azaltmak, eklem hareket açıklığını korumak, yaşam kalitesini yüksek tutmak amacıyla egzersiz programı ve günlük yaşam aktiviteleri düzenlenir. Ağrı yönetimi, koruyucu fizyoterapi, solunum fizyoterapisi gibi bir çok alana giren uygulamaları içerir.
  11. Psikiyatrik Fizyoterapi: Hareket ve nefesle otonom sinir sistemi üzerinden elde edilen faydalar yanında hastaların beden algılarını tekrar kazanmalarına yardımcı olurlar.
  12. Koruyucu Sağlık Fizyoterapisi: Sağlıklı insanlara yaşam ve egzersiz önerisi yaparlar. Bu bağlamda sağlıklı çocuklarla da çalışırlar. Ayrıca ameliyat öncesi yapılan fizyoterapi de koruyucu fizyoterapi alanına girer; ameliyat sonrası oluşabilecek komplikasyonları en aza indirirken iyileşmenin kolaylaşmasını da sağlar. Yoğun bakımda yapılan fizyoterapi yine koruyucu fizyoterapiye örnektir.

Fizyoterapistlerin kullandıkları tekniklere de kısaca değinelim:

Her sağlık sorununda, aslında iyileşen kişinin kendisidir. Yapılan tedaviler, cerrahi ya da fizyoterapi bedenin iyileşmesine katkıda bulunur, kolaylaştırır. Eskiden, fizyoterapistin hasta olan kişiye uyguladığı tekniklere dayalı olan  pasif terapiler ön plandaydı. “Fizyoterapistim, şunu yapınca geçti.” şeklinde ifade ederdi kişi.

Günümüzde ise daha aktif yaklaşımlar tercih edilmektedir. Bu yaklaşımda, kişi bedeninin iyileşme potansiyelini sahiplenir, başkasına teslim etmez. Fizyoterapist, bu iyileşme yolculuğunda gerektiği kadar ve gerektiği sürece kişinin yanında yürür ya da sadece danışmanlık yapar.

İyileşme sürecinde, fizyoterapistin kullandığı birçok teknik vardır. Her alanın kendine ait özel değerlendirme ve terapi metodları olduğunu da akıldan çıkarmadan birkaç örnek verecek olursak: Manuel terapi, fonksiyonel bantlama, terapötik pilates, terapötik yoga, osteopati, kupa terapi, uzay terapi, duyu bütünleme terapisini sayabiliriz. Burada önemli olan tekniğin kendisinden ziyade kime, ne zaman, ne dozda, neyin uygulanacağına karar vermektir.

Üç kişi düşünelim ki teşhisleri aynı olsun; her birinin klinik tablosu birbirinden apayrı olabilir. Yine tamamen farklı teşhisi olan, üç kişinin şikayetleri birbirine benzer olabilir. Fizyoterapist, alanına ait özel değerlendirme metodlarını, bilgi ve tecrübesini kullanarak kişinin ihtiyacına en uygun yaklaşımı veya tekniği kullanır.

Hemen her alanda fizyoterapistlerin yeri olduğunu artık bildiğinize göre hareket etmeyi sağlayan kas-iskelet sisteminde bir sorun varsa fizyoterapiste danışmayı hatırlayın ve unutturmayın lütfen.

Şanşlısınız fizyoterapistiniz burada!

Ebru ÇELİKOK, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi almak için lütfen tıklayınız.)