Deniz Karan: Pilates Sakatlıklarına Dikkat!!

 

Pilates,  2. Dünya Savaşı esnasında gazilerin rehabilitasyonunda  ‘kişiye özel egzersiz programı’ kullanarak yaptığı tedavi ile bütünleşmenin ilk adımını atmış; 1983’te St. Francis Hastanesi’nde  dans tıbbı için açılan klinikte dönüm noktasını yaşamıştır.

Türkiye’de Pilates egzersizlerinin uygulanmasına yönelik gelişim çizgisini incelediğimizde ise bu egzersiz metodunun nispeten yeni bir uygulama olduğunu ifade edebiliriz. 2000’li yılların başında Türkiye’de sınırlı sayıda spor merkezinde uygulamaya konulan Pilates egzersizlerinin, son yıllarda özellikle medya desteği ile popülerlik kazandığı görülmektedir. Yapılan araştırmalar,  Pilates egzersiz metodunun genellikle; kuvvet, esneklik, dayanıklılık, hız ve çeviklik gibi koordinatif motor beceriler üzerine etkisini incelemektedir. Ayrıca, vücut farkındalığı, vücut kontrolü ve doğru kas aktivasyonunu geliştirilmesinde Pilates egzersiz metodunun etkilerinin incelendiği çalışmalar da bulunmaktadır.

Pilates egzersizlerinin, son yıllarda özellikle medya desteği ile popülerlik kazanması ve her köşe başında pilates salonunun açılması ile birlikte ‘Pilates yaparken sakatlandım ‘şeklinde fizyoterapi kliniklerine başvuranların sayısı günden güne artmaktadır.Güvenli bir pilates deneyimi için pilatesin 6 temel prensibi çerçevesinde ilerlemek son derece önemlidir.

Pilatesin 6 prensibi:

  1.      KONSANTRASYON
  2.      SOLUNUM
  3.      MERKEZLEME
  4.      KONTROL
  5.      KESİNLİK
  6.      AKICILIK

 

Konsantrasyon: Pilates egzersizleri, vücudunun hedeflenen özel bölgesi üzerine zihinsel olarak odaklanmayı gerektirir. Konsantrasyon; çalışan vücut bölümüne dikkat vererek, hareket özelliğini en iyi şekilde arttıran nöromusküler dinlenmeyi geliştirir. Bu hareketleri sırayla yapmaktan ziyade; herhangi biri zihnini aktif olarak hareket sırasında bağlar ve diğer adımı düşünür. Harekete harcanan daha fazla dikkat, daha iyi özellikte üretilen hareket demektir. Fizyoterapistlerin görsel ve sözlü ipuçları, bu konsantrasyonu sağlamak için etkin bir destek sağlar.

Solunum: Egzersiz sırasında doğru solunum esastır. Solunum, karın sabitliği için katalizör olarak düşünülmüştür.

Merkezleme: Joseph Pilates, ‘’iskelet’’i güç merkezi olarak tanımladı ve iskelet kontrolünün bütün insan hareketlerinin esansı olduğuna inandı. Güç merkezini doğruca kullanmayı öğrenmek, birinin duruşunu geliştirir, omurgasını sabitler ve hareket özelliğini geliştirir.

Kontrol: Klinik Pilates egzersizleri, bireye vücudunu kontrol etmesini öğretir. Doğru bir şekilde sergilendiğinde,Klinik Pilates egzersizleri, yaralanmaya izin veren güçleri azaltmak için ve vücut-zihin bağlantısını arttırmak için kesin sağlanmış vücut kontrolüne bağlıdır.

 

Kesinlik: Klinik Pilates, nitelik ile değil nicelik ile ilgilidir. Uygulayıcı, özel sayılı tekrarlar yapmaktan ziyade, bir egzersizi yapabildiği kadar ‘’doğru’’ şekilde yapmalıdır.

 

 Akıcılık: Klinik Pilates egzersizleri, bir egzersizden diğerine geçerken akış içinde olmalıdır. Egzersizler, düzensiz hareketler olmadan; düzgünce sergilenir.

 

 

 

Pilates’i diğer egzersiz  yöntemlerinden ayıran, yani Pilates’i Pilates yapan; tüm vücut kordinasyonunun aynı anda olması ile core (merkez)kaslar denilen ve vücudu bir silindir gibi saran derin grup kasların, tüm egzersizler boyunca aktif olmasıdır.

  •            Yapılan bir egzersiz hareketi esnasında başın,boynun,ayakların bulunduğu yer doğru mudur?
  •            Doğru hizalanma nasıl olmalıdır ?
  •            Hangi nefes tekniği kullanılmalıdır?
  •            Yapılan hareketlerde hatalar var mıdır ve bu hatalar nasıl ortadan kaldırılmalıdır?
  •            Kişiye özel egzersiz programı için kolaylaştırıcı/zorlaştırıcı doğru modifikasyonların kullanımında doğru yüklenme prensiplerine karar verme nasıl olmalıdır?

Yukarıdaki maddelerin hepsi çalışma yaptığımız bireye ait cevaplar barındırır. Tıp biliminde sıkça söylenen ‘hastalık yoktur,hasta vardır’ mottosu gibi..

KLİNİK PİLATESİN GELENEKSEL PİLATESTEN FARKLARI

“Fıtığım var, Pilates iyi gelir mi?”

Bir çok ortopedik rahatsızlık, omurga problemi ve kas-iskelet rahatsızlıklarında egzersiz,  tedavinin önemli bir parçası olarak; özellikle de  kas re-edükasyonu(kasın yeniden eğitimi) anlamında rehabilitasyonun önemli bir parçasıdır. Bu noktada ‘Klinik Pilates’; tedavi edici özelliğiyle ön plana çıkmaktadır.

Örneğin;  osteoporoz, aktif bel fıtığı ve siyatik gibi rahatsızlıklarda; Pilates metodu içerisindeki “Hundred”  hareketinden kaçınılmalı, bel ve kalça problemlerinde alt kadran gövdeye yakın tutulmalıdır.

Vücumuz bir zincir halinde dizilmiştir. Hareket sistemi ile ilgili karşılaşılan tüm problemlerde bu durum akıldan çıkarılmamalıdır. Örneğin; düz taban olmanızın sebebi, kalçanızdaki bir problemden kaynaklanıyor ve bu da ideal dizilimi bozuyor olabilir.Doğru egzersiz reçetesinin ilk adımı,  bu zincir hattının  bütün halinde fizyoterapistiniz tarafından  değerlendirilmesidir.

Pilates sağlıklı popülasyonda uygulanırken; Klinik Pilates rehabilitasyon hastaları için dizayn edildi.

Klinik Pilates, gelenekesel Pilates’e göre; daha çok derin grup kaslara, daha az yüzeyel grup kaslara odaklanılarak oluşturulan egzersizler bütününü içermektedir.

Geleneksel Pilateste uygulatılacak kişilerin, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığına ihtiyacı vardır.

Klinik Pilates’te hareketler kişiye özeldir ve  egzersizler hastanın klink tablosuna uygun olarak  programlanır.

Bu nedenle Klinik Pilates için egzersizler, fizyoterapistler eşliğinde ve bilinçli olarak öğretilmelidir.

Doktorunuz Klinik Pilates önerdiğinde lütfen bir fizyoterapiste danışın..

Ve unutmayın… Fizyoterapistiniz burada!

Deniz KARAN, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi edinmek için lütfen tıklayınız.)

 

Kaynakça
  1. Pilates Eğitmenler için El Kitabı – Gül Baltacı, Aydan Aytar
  2. Arş. Gör. Fzt. Seda KARACA M.S.K.Ü. Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü
  3. Niğde Üniversitesi Beden Eğitimi Ve Spor Bilimleri Dergisi Cilt 5, Sayı 2, 2011

 

 

Sağlıklı Hamilelik İçin Fizyoterapistle Egzersize Varım!

Muhteşem bir sürecin içerisindesiniz. Bedeniniz günden güne kendisini bebeğinize ve doğumuna hazırlıyor. Bu hazırlık aşamasında hormonal, fiziksel ve sistemik birçok değişiklik meydana geliyor. Bedende her gün adeta bir parti havasında geçiyor ! Duygusal iniş-çıkışlar, yorgunluk, gündüz krampları, bel, sırt, kasık ağrıları birçok gebenin günlük hayatına girebiliyor. Güzel olansa bedenin bu büyük değişime bir anda değil, basamak basamak geçiş yapıyor olması. Doğum sonrasıysa daha hızlı bir süreç, 6 hafta sonra rahim normal haline geri dönüyor. Kış geldiğinde nasıl arabayı kara hazırlıyorsak aynı şekilde bu değişim sürecine de bedeni hazırlamalı. Tarlada doğum yapan kadınları hepimiz duyduk biliyoruz; geçmişin hareketli ve hayatta kalmak için çalışılan koşullarına kıyasla günümüzün hareketsizliğe teşvik eden yaşam şartlarında egzersiz bir zorunluluk halini almış durumda.

Gebelik döneminde fiziksel ve hormonal değişikliklerin getirebileceği problemleri yaşamamak veya minimal şekilde geçirmek için, doğum sonrasına da büyük bir yatırım olan egzersiz, konforlu bir gebelik yolunda en iyi arkadaşımız olmalı. Eğer yaşam stilinizi değiştirmek istiyorsanız gebelik bunun için bulunmaz fırsat. Düzgün beslenmeye geçiş, yeterli su alımı ve egzersiz disiplinini hayatınıza yerleştirecek bir dönem. Egzersiz genel olarak tüm gebeler için uygun ve gereklidir, ancak mutlaka öncesinde bir hekim tarafından onay alınmalıdır. Özel bir dönem olduğu için bazı özel dikkat gerektiren hususlar ve riskler olabiliyor. Yüksek riskli ve erken doğum olasılığı bulunan gebeler kesinlikle sürekli kontrol altında olmalı.

Egzersizin sağlıklı bir gebelik ve iyi hissetme-duygu geçişlerini daha rahat atlatmada oldukça önemli bir katkısı var. Aktif kadınların sonraki gebeliklerinde de daha az problemle karşılaşıyor. Ayrıca doğum sonrası toparlanma sürecine giren vücut fiziksel yeterlilik ve dayanıklılığa ihtiyaç duyar. Bu, özellikle yeni merhaba diyen bebeklerinin bakımını yapacak, evde bakım gerektiren başka çocukları da olan ve doğumlarının ertesinde çalışma hayatına dönecek olan anneler için zaruri bir ihtiyaç.

Gebelikte Neler Değişir?

Kas-iskelet  sistemi, büyüyen bebeğe yer açmak için farklılaşmaya başlar. Hormonların (başlıca relaxin ve progesteron) iskelet sistemine etkisi kaslarda ve ligamanlarda germe etkisi ve gevşemeye sebep olur. Bu değişim ve etkileri en çok bel, karın ve pelvik bölgede görülür. Belin doğal kavisi dik duruş pozisyonunda yer çekiminin omurgada meydana getirdiği baskının giderilmesini sağlar, gebelikte karnın büyümesiyle bu kavis artar ve vücut ağırlık merkezi öne doğru yer değiştirir. Bu da bel ve karın kaslarının zayıf olması, düzgün bir postür olmaması durumunda bu kavisin daha da artması, ağrı ve yorgunluk olarak geri dönüş yapması demek. Gebelik öncesinde hareketsiz bir yaşam tarzı olan kişilerde postüral  değişiklerin meydana getirdiği problemleri daha sık görürüz. Bu yüzden en uygun vakit aslında gebelik öncesinde egzersize başlanmasıdır. Gebelikte bebeği destekleme görevi olan karın kasları normal zamandan daha güçlü ve esneyebilir olmalıdır. Bebek büyüdükçe gerilen kaslar, zayıf olması durumunda diastasis recti denilen öndeki iki kasın orta hattan ayrılarak birbirinden uzaklaşması durumunu oluşturabilir. Doğum sonrası minik bir göbeğim kaldı gitmiyor denilen durumun altında bu yatıyor genellikle. Pelvik bölgeyse hem “ev” ve destek görevi görüyor hem de doğum sırasında “yol” rolü alarak bebeğin geçişinin rahat olmasına olanak sağlamak için pelvisi ve çevre dokuları genişletip esneyerek süreçte görev alıyor. Karın ve alt omurga bölgesi kaslarıyla zincir halinde çalışması buradaki fonksiyon bozukluklarından etkilenip fazla yük alması, bölgeden geçen sinirlerin de baskı altında kalmasına neden olarak gebelerde sık gördüğümüz kasık,alt karın ve pubik bölge ağrılarına neden olabiliyor. Doğumda epizyotomi gibi müdahalelere gerek kalmaması için de pelvik tabanın önceden esnekliğinin sağlanmış olması önemli bir faktör. Relaksasyon nefesleriyle bu çalışıldığında kadın, bunu doğumuna da adapte ederek özellikle doğumun 2.fazında gevşeme sağlayabiliyor. Bu önem verilmesi gereken bir konu çünkü; doğal, içgüdüsel ve sağlıklı olan doğumun korkularından arınmış ve doğum yapmış kişilerin bileceği üzere “başka bir evrene geçiş” yapmış bir kadın demek. Doğum sonrası cinsel hayatın devamını göz önünde bulundurmak, idrar kaçırma, ağrı gibi problemlerin görülmemesi ve yaşam kalitesinin düşmemesi adına da pelvik taban oldukça önemli.

İşte merak edilen soru: “Hangi Egzersiz?”

Haftada 150 dk orta şiddetli aerobik egzersiz (kalp atım hızının arttığı) gebeler için ABD Hastalık Koruma ve Önleme Merkezleri tarafından tavsiye edilen genel program. Ancak bu gebenin öyküsüne göre sıklık ve çeşit olarak değişiklik gösterebiliyor. Örneğin önceki gebeliklerinde kayıp yaşamış bir kadın için en öncelikli unsur relaksasyonun sağlanmasıdır. Aynı şekilde tansiyon-kalp atım hızının ayarlanması da genel sağlık öyküsüne göre değişiklik gösteriyor. Güçlendirme, gevşeme ve denge gebelere yönelik bir egzersiz programında hedef belirlenen temel unsurlar. Orta tempolu yürüyüş, pilates ve yoga da uygulanabilecek alternatif egzersiz türleri.

Egzersizle ilgili dikkat etmem gereken önemli noktalar:

Düşme riskinin olduğu, karna baskı yapan pozisyonlardan kaçınmalı. Örneğin sırtı başla birlikte geri doğru esnetme ve özellikle 3.trimesterda sırtüstü yatma  bebeğe giden kan akımını azaltacağı için yapılmaması gereken hareketlerdir.Zaten bu dönemde hiçbir gebe ciddi baskı hissettiği için sırtüstü yatmaktan hoşlanmaz.

Fiziksel etkilerinin yanında egzersizin birçok sistemik faydası da var. Gebeliğin dikkat konularından biri olan diyabette, egzersiz önleyici rol alıyor. Stresi azaltıyor, daha iyi uyumayı sağlıyor ve fazla kilo alımını engelliyor.

Dikkat edilmesi ve yaşanıldığı takdirde egzersizin bırakılmasını gerektiren özel bazı durumlar var. Vajinal kanama ve sıvı gelmesi, bulantı-baş dönmesi-baygınlık hissi, rahimde ani kasılmalar, göğüs ağrısı, kalp atımının fazla artması, baş ağrısı. Su alımının yeterli düzeyde olması önemli bir husus çünkü gebe dehidreyse yani susuz kaldıysa egzersizle hipotansiyon oluşabilir.Çok sıcakta egzersiz yapılmaması ve vücut ısısının artmaması da dikkat edilmesi gereken konular. Genel olarak egzersiz için risk taşıyan ve muhakkak hekim kontrolünde olması gereken gruplarsa kalp ve akciğer hastalığı, rahim ağzında kısalma, 26.haftadan sonra plasentanın bebekle doğum kanalının arasında olup kanalı kapatması, erken membran rüptürü (suyun erken gelmesi), preeklampsi ve şiddetli anemi.

Tüm bunların ışığında hayatınızın bu en özel ve keyifli dönemini daha keyifli ve rahat geçirmek, bebeğinize ve bebeğinizle başlayacağınız yeni günlere fiziksel ve zihinsel olarak en güzel şekilde hazırlanmak için egzersiz mükemmel bir yardımcı ve arkadaş.

Merak etmeyin fizyoterapistiniz var !

Selin ÖZCAN, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili bilgi edinmek için tıklayınız.)

KAYNAKLAR
  1. Noble E. Essential Exercises for the Childbearing Year: A Guide to Health and Comfort Before and After Your Baby Is Born, 4th Edition, USA, 1995, 1-33.
  2. Bermas BL. Maternal adaptations to pregnancy musculoskeletal changes and pain, Wolters Kluver,2017.
  3. Exercise during pregnancy, American College of Obstetricians and Gynecologists, 2017.
  4. Exercise during pregnancy, American Pregnancy Association, 2015.