Hippoterapi

Hippoterapi; atın tedavi aracı olarak kullanıldığı, hayvan destekli terapi yöntemlerinden bir tanesi ve en çok kullanılandır. Birçok hayvan türünün içerisinden atın seçilmiş olmasın sebebi ise at hareketleri ile insan hareketleri arasındaki uyumdur. Atın vücut hareketleri ve yürüyüşleri tıpkı insandaki gibi ritmik ve düzenlidir. Yüzyıllar boyunca atların, insan hayatında önemli bir yere sahip olmasının temel sebebi, bu yapısal benzerlikler ve aralarında kurulan duygusal bağdır.

Hippoterapinin amacı, mevcut fiziksel yapı ve fonksiyonları korumak, geliştirmek ve bozulan fonksiyonları düzeltmektir. Fiziksel faydalarının yanında zihinsel, duygusal, mental ve sosyal becerileri geliştirmede de oldukça etkili bir yöntemdir.

Peki, hangi durum ve hastalıklarda hippoterapi yapılabilir?

Cerebral palsy, multiple skleroz, kafa travmaları, gelişimsel ya da travmaya bağlı nörolojik bozukluklardan kaynaklı anormal kas tonusu (kasın olması gerektiğinden daha fazla kasılmış ya da gevşek durması) problemleri, duruş ve denge bozuklukları başta olmak üzere birçok rahatsızlıkta uygulanabilir. Bununla birlikte at hareketleriyle oluşan uyarıların nörolojik belirtileri arttıracağı hastalar, boyun ekleminde kontrol yetersizliği, kalça çıkığı, ileri derecede kemik erimesi ya da ileri derecede skolyozu olan kişilerde hippoterapi önerilmemektedir. Hippoterapi programının içeriği fizyoterapist tarafından belirlenmeli ve fizyoterapistin gözlemlediği, dikkat edilmesi gereken durumlara gereken önem verilmelidir.

Fizyoterapistin uygun gördüğü ve doğru planlanmış bir hippoterapi programıyla sağlanabilecek kazanımların bazıları şunlardır:

  1. Kalça ve pelvisin (leğen kemiği) olması gereken hareketlilik ve kontrolünün kazanılmasına yardımcı olur. Karın kasları çalıştığında pelvisi öne, sırt kasları çalıştığında ise arkaya çekmektedir. Bu iki grup kas birlikte çalışarak pelvisi doğru pozisyona getirir ve yürüme gibi pozisyon değişikliklerinde uygun hareketliliği kazandırır. Atın her adımında, atın salınımıyla beraber üzerindeki kişi de adım sayısı kadar pelvik tilt egzersizi yapmış olur. Bu da, her seansta binin üzerinde tekrar demektir. Artmış tekrar sayısı, motor öğrenmeyi sağlar ve gövde kontrolü kazandırır.
  2. At hareket ettikçe üzerindeki birey de bu hareketlere uyum sağlayacak, adaptasyon ve denge becerileri gelişecektir.
  3. Gövde kontrolü ve dengenin sağlanması kişinin yürüyüşüne de doğrudan etki etmektedir.
  4. Atın sırtından binicinin kalçasına gelen uyarılar gövdeye, omuzlara, kollara ve başa iletilerek baş-gövde kontrolünün gelişmesine de yardımcı olmaktadır. Bu sayede hippoterapi, doğru duruş ve yürüyüş paternlerinin geliştirilmesine ve düzgün ağırlık aktarımına yardımcı olur.
  5. Kaslardaki artmış ya da azalmış kasılmayı düzenleyerek kasın normal tonusuna gelmesini sağlar. Kasların kasılı kalmalarından kaynaklanan eklem hareketliliğindeki azalmaları ve eklem kilitlenmelerini engeller.
    • Kasların olması gereken sertlikte olması ve fazla kasılmaların engellenmesi, gereksiz enerji harcanmasını da önlemektedir ve bu sayede yorgunluk da daha az olacaktır.
    • Kasların olması gerektiği tonusta olması kas ve eklem ağrılarını da azaltır.
  6. Doğru duruş pozisyonunu sağlamaya yardımcı olur. Bu sayede kişinin solunum ve dolaşım kapasitesi yükselecektir. Doğru duruşun, bireyin özgüvenine etkisi de kanıtlanmış bir gerçektir.
  7. Atın üzerindeki hareketler, bireyin koordinasyonunu geliştirecek böylece bireyin dikkat ve odaklanabilme süresi artacaktır.
  8. Bireyin, atın üzerinde kaldığı süre boyunca aldığı sürekli duyu girdisi; duyu düzenlemesine ve bütünlüğünün gelişmesine katkı sağlar. Ayrıca bireyin vücut farkındalığını da arttırır.
  9. Hippoterapi,sadece fiziksel değil kişinin davranış ve psikososyal özelliklerini de geliştiren bir tedavi yöntemidir.
    • Bireyin iletişim kurma becerisini, içinde bulunduğu duygu durumunu daha iyi seviyelere çıkartır.
    • Kişinin fiziksel kapasitesinin artması, kendine duyduğu güvenin de artmasını sağlar.
    • Atların sıcakkanlı ve insanlarla duygusal bağ kuran hayvanlar olması kişinin motivasyonunu arttırarak tedaviye katılım isteğinin de artmasını sağlar.

 

Hippoterapide uygun tedavi programının belirlenmesi kadar kullanılan at ve ekipmanların seçimi de önem taşımaktadır. Terapi için doğru atı seçmek, tedavinin etkinliğini arttırdığı gibi birey ile at arasındaki güven duygusunun da hızlı gelişmesini sağlar. Kullanılan ekipmanların eksiksiz ve bireyin ihtiyaçlarına göre fizyoterapist tarafından seçilmesi, yine terapinin etkinliği ve güvenliği açısından önemlidir. Uygun biniş pozisyonu, bireyin at üzerinde dengesini korumasını sağlamakla birlikte atın hareketlerine de izin verecek şekilde olmalıdır.

Popülerliği günden güne artan, hayvanlarla yapılan terapi uygulamalarına ve bilhassa bunların en çok tercih edileni olan hippoterapiye olan ilgi, özellikle son yıllarda bu konudaki bilimsel çalışmaları da arttırmış ve birçok çalışmada etkinliği kanıtlanmıştır. Kişilerin genelde yüksek motivasyonla katıldığı bu terapi yöntemi, günümüzde kanıt temelli bilimsel bir terapi yöntemidir. Kişiye özel hazırlanan tedavi programı, tedaviden maksimum verim alınmasını sağlayacaktır. Kişiye özel tedavi programını da en iyi oluşturacak kişiler, bireyin mevcut fiziksel kapasitesini en iyi gözlemleyen kişiler yani fizyoterapistlerdir.

Merak etmeyin fizyoterapistiniz burada!

Hüseyin KARAKAYA, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi almak için lütfen tıklayınız.)

KAYNAKLAR
  1. Bronson C ,  Brewerton K ,  Ong J , Palanca C ,  Sullivan SJ Does hippotherapy improve balance in persons with multiple sclerosis: a systematic review. European Journal of Physical and Rehabilitation Medicine 2010.
  2. Jeong-Yi Kwon, MD, PhD Hyun Jung Chang, MD, MS Sook-Hee Yi, MD Ji Young Lee, PT, MS Hye-Yeon Shin, and PT, MS Yun-Hee Kim, MD, PhD. Effect of Hippotherapy on Gross Motor Function in Children with Cerebral Palsy: A Randomized Controlled Trial, Journal of Alternative and Complementary Medicine, 2015.
  3. Rahbar, Mohammada Salekzamani, Yaghouba Jahanjou, Fatemeha Eslamian, Faribaa Niroumand, Alirezab Dolatkhah, Nedaa, Effect of hippotherapy simulator on pain, disability and range of motion of the spinal column in subjects with mechanical low back pain: A randomized single-blind clinical trial,  Journal of Back and Musculoskeletal Rehabilitation, 2018.

 

Kulunç Kırılır Mı?

Sizin de geçmeyen boyun ve sırt ağrılarınız mı var? Her sabah  ağrılarınız yüzünden mutsuz mu uyanıyorsunuz?

Günlük hayatınızda yaşadığınız stres, boyun tutulmanızın nedeni olabilir mi? Kulunç kırmak ne demektir? Kulunç, yel vurması, damarların üst üste binmesi, sertlik, bant, tetik nokta gibi birçok isimle tanımladığımız ve günlük hayatımızda fonksiyonelliğimizi en çok etkileyen, yaşam standardımızı düşüren bu kas-iskelet sistemi problemi aslında nedir?

Kas-iskelet sistemi ağrıları günümüzde en önemli fonksiyonel kısıtlılık nedenleri arasında gösterilmektedir.  Yaşam kalitemizi etkileyen bu problemler çözülmedikçe kronikleşir, ağrı yayılımı artar, yaşam kalitesi daha da düşer ve sonuçta bir kısır döngü oluşur.

 

Tetik Nokta ve Fibrozit Nedir? Nasıl Oluşur?

Tıp dilinde ‘tetik nokta’ dediğimiz yapılar çoğunlukla kürek kemiklerimizin etrafında,  bastırınca elimizin altında kayan, üstüne baskı uyguladığımızda aynı taraf kolumuzu bile uyuşturabilen, ağrı yapan yapılardır. ‘Myofasial Ağrı Sendromu’ teşhisi konulan hastalarımızın şikayetleri bu tetik noktalardan kaynaklanmaktadır.

Fibrozitler’ ise yumuşak dokuların kalsifiye olmasıyla yani kemikleşmiş gibi sert hale gelmesiyle oluşurlar. Bu dokular kollarımızı hareket ettirince kürek kemiklerinde seslere, zaman zaman sırt bölgesinde batmalara ve yayılan ağrılara sebep olabilirler.

Kas-iskelet sistemi şikayeti ile kliniklere başvuran hastaların %30-85’inin, şikayetinin birincil nedeni tetik nokta olarak gösterilmektedir. Tetik noktalar sıklıkla boyun ve omuz bölgesinde görülmekle beraber hemen hemen tüm kaslarımızda tetik nokta olur ve ciddi ağrılara sebep olabilir. Bunun yanı sıra fonksiyonda kısıtlılık da görülebilir.

Tetik noktalar;  kasta aşırı stres (yüklenme) ile gelişir kastaki bu aşırı stresi oluşturan nedenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir;

  • Bir travma sonucu ortaya çıkabilir veya travma durumları tetik nokta oluşumunu başlatabilir (düşme, çarpma gibi direk travma sonrası,vb.),
  • Aşırı kullanıma bağlı gelişebilir,
  • Tekrar içeren aktiviteler sonrası görülebilir,
  • Kas dengesizliği,
  • Yanlış hareket alışkanlıkları,
  • Psikolojik stres sonucu oluşabilir.

Sedanter yani hareketsiz yaşam, ‘fazik’ dediğimiz, hareket kaslarımızın üzerine binen yükü artırır ve bu kasları gergin yapar; postür kaslarımız yani duruşumuzdan sorumlu olan kaslarımız ise inaktiflik yüzünden gergin olabilir. Kaslarımızdaki bu dengesizlik sonucu özellikle boyun ve bel bölgemizde tetik noktalar oluşabilir.

Tetik noktanın bulunduğu bölgelerde oksijenlenme oranı düşüktür. ‘Hipoksi’ dediğimiz bu oksijen azlığı, aktif tetik nokta bulunan bölgelerde çeşitli kimyasalların salınımını arttırmış ve dokunun ph’ını düşürmüştür. Artmış inflamatuar kimyasallar, düşük oksijenlenme ve düşük ph sonucunda kas dokusunda uyarılmalar meydana gelir, bu da o bölgede lokal hassasiyet ve ağrıya neden olur.

Tedavi

Tetik noktalar dokunma (etraf yumuşak dokudan daha serttir) ile veya ultrason altında (tetik nokta olan bantlaşmalar koyu renklidir) bulunabilir. Kulunç kırma dediğimiz olay tetik nokta ve fibrozit denen yapıların gevşetilmesidir. Bunun için çeşitli tedavi yöntemleri uygulanır.

Tetik noktanın en yaygın ve geçerli tedavisi fizyoterapidir. Fizyoterapistinizin ayrıntılı bir değerlendirme yapması ve tetik nokta oluşumunun altında yatan asıl mekanizmayı  çözmesi, tedavinin ana basamağını oluşturmaktadır. Fizyoterapistiniz tetik noktanın bulunduğu bölgeden başlayarak yani bu noktayı değerlendirmede esas alarak hangi kas veya kas gruplarında aşırı yüklenme olduğu, bu kas veya kas gruplarının görevlerine yönelik ne gibi kısıtlanmalar olduğu, hareketlerinizin hangi aşamasında ne gibi problemlerin olduğu, fonksiyonel hareket açıklığınızın ne kadar etkilendiği gibi birçok soruya cevaplar arar. Sonunda bu cevaplara göre size uygun bir tedavi programı çizer.

Tedavinin ilk aşamasında ağrı algısı değerlendirilmeli ve ağrı yönetimi, ağrıyla başa çıkabilme yöntemleri hastayla beraber konuşulmalı;  ağrı algısı yeniden oluşturulmalıdır. Sonraki aşama ise ağrının azaltılması ve kas gruplarına yönelik egzersiz programını içermelidir.  Bunun için manuel terapi yöntemleri, bantlama, klinik masaj ile ağrı azaltılıp devamında  terapötik egzersizler (bu egzersizler özellikle postür ve hareket eğitimini içermelidir) ile tedavi programı çizilir. Stres ve hormonel faktörler de tetik nokta oluşum mekanizmasının çok önemli faktörleri olduğu için stresle başa çıkma yöntemleri ve gevşeme yöntemleri de tedavi planına dahil edilmelidir.

Önleme ve Koruma

Fizyoterapistinizin uyguladığı yöntemler ve sizin düzenli olarak yaptığınız egzersiz programından sonra rahatlama hissedersiniz. Tedavinin en önemli kısmını ev egzersizleri oluşturur. Günlük rutininiz içine dahil edeceğiniz ev programınız hem akut ağrılarınızdan kurtulmanızı sağlar hem de ileride oluşabilecek tekrarları önlemiş olur.

Bunun yanı sıra evde uygulayabileceğiniz ve rahatlayabileceğiniz birtakım uygulamalardan da bahsedelim. Fizyoterapistinizin önereceği sıcak veya soğuk kompres uygulamaları ağrılarınızı hafifletir. Bu uygulama sırasında gevşemeye çalışıp yine fizyoterapistinizden öğreneceğiniz nefes egzersizlerini yapmak da daha iyi sonuç almanızı sağlar. Kas dengesizliklerinize yönelik postür egzersizleri, yatış pozisyonunuz ve uygun yastık seçimi, ev işi yaparken veya ağırlık taşırken uymanız gereken basit ama kaslarınıza aşırı yük bindirmeyecek öneriler, stres kontrolü gibi yaşam modifikasyonlarınıza dikkat ettiğiniz sürece ağrılarınızdan kurtulmanız imkansız değildir.

Merak etmeyin fizyoterapistiniz burada !

 

Zeynep GÜNER, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi almak için lütfen tıklayınız.)

 

KAYNAKLAR
  1. Ziaeifar, M., et al., The effect of dry needling on pain, pressure pain threshold and disability in patients with a myofascial trigger point in the upper trapezius muscle, Journal of Bodywork & Movement Therapies (2013)
  2. Jay P. Shah and Nikki Thaker, Myofascial Pain Syndrome, Fundamentals of Pain Medicinepp 177-184. (2018)
  3. Albert F. Moraska, PhD. et al., Myofascial trigger point-focused head and neck massage for recurrent tension-type headache: A randomized, placebo-controlled clinical trial, University of North Carolina, Department of Neurology, School of Medicine (2015)