YAZI DİZİSİ: 8 soruda Fizyoterapist Dilinden Skolyoz ve Schroth Terapi – 1

Skolyoz maceram 2010 yılında, rehabilitasyon hastanesine atanmam ile başladı. Uzun yıllar ortopedi alanında çalıştıktan sonra nörolojik vakalarla tanışmak, tecrübeli olmama rağmen yeni bir deneyim alanıydı. Klinikte gördüğüm ilk hasta, yüksek dereceli bir skolyozu olan ve aynı zamanda tekerlekli sandalyede küçük bir erkekti. Hastalarım konusunda her zaman güvendiğim ellerim ve içgüdülerim ile hareket ettim ve çok iyi sonuçlar aldım. Ama, merakım ve hep daha iyisini arayışım skolyoz konusunda bugün beni sertifikalı bir Scrotch uygulayıcısı olmaya kadar taşıdı.

Ergenlik döneminde olmasına rağmen, küçülen ve kıvrılan bedeniyle, olduğu yaştan daha da küçük hissettiren çocuğun göğüs kafesinin alçakta kalan bölgelerine elimi koydum ve nefesle doldurmasını istedim. Daha önce yoğun bakımda çalıştığım için solunum fizyoterapisini çok iyi biliyordum. Ek olarak çocuğu incitmeyecek, yoğun mobilite ve güçlendirme egzersizi verdim. Yattığı bir buçuk ay süresince çocuğun kısıtlı bölgelerini açmaya ve solunumla desteklemeye başladım. Katı bir omurgası olmasına karşın çocuk oldukça toparladı ve hastaneden mutlulukla ayrıldı.

Bundan sonra ben defalarca skolyoz hastası tedavi ettim, açtım-doldurdum ama bir şeyler hep eksik kaldı hissettim.

 

2017 yılında evde eski ders kitaplarını toplarken arkadaşıma ait “3 Boyutlu Egzersiz” kitapçığını buldum. Bu kitapta kullanılan pirinç torbaları ve birçok başka şeyden yapılan destekler, kısıtlı bölgeleri açma amacına çok uygun görünüyordu. Bu zamana kadar edindiğim “pelvik taban, çekirdek bölge ve omurganın fizyoterapi ve rehabilitasyonu” bilgi dağarcığım ile anahtar-kilit uyumunu yakalayan ve motor öğrenme ile öğretmeyi benimseyen bu yöntem beni cezbetti ve eğitimlerimi tamamladım. Şu an hastalarımızda aldığımız sonuçlarla da, ön görülerimde haksız çıkmadığımı görebiliyorum.

Bu nedenle, son dönemde gündeme oturan ve yetkili/yetkisiz herkesin söz aldığı ve tedavi ettiğini söylediği “Skolyoz” konusunda edindiğim güncel bilgileri aktarmak istiyorum.

Soru 1. Skolyoz nedir?

Omurganın 10 dereceye kadar dönme ile birlikte yana doğru olan eğrilikleri olarak tanımlanır. Risk faktörleri dikkate alındığında, küçük çocuklarda daha küçük açılar ve dönme dereceleri bile skolyoz olarak kabul edilebilir. Tanı, röntgen ve fiziksel muayene yardımıyla konulur. Bazı durumlarda belirgin eğrilik olmazken dönme daha fazla olabilir veya kamburluk (kifoz) gibi göründüğü halde kişi skolyoz olabilir.

Soru 2. Nasıl tedavi edilir?

Bilimsel kaynaklar, 25 dereceye kadar olan eğriliklerin egzersiz; 25-45 derece arasındaki eğriliklerin korse ve egzersiz; 45 derece üstü skolyozların cerrahi, egzersiz ve korsenin farklı kombinasyonları ile tedavi edileceğini söyler. Bu tedavi seçeneklerinin birbirine üstünlüğü yoktur. En iyi tedavi seçeneği, kişiye en uygun tedavi seçeneğidir. Çünkü skolyoz, parmak izi gibi bireyseldir ve tedavi seçenekleri ve dereceleri kişiye göre değişir. Kişiye en uygun tedavinin ne olabileceğine doktor, fizyoterapist ve ortez teknikerinden oluşan ekip ortak karar verir. En önemlisi, cerrahi kararı verilsin veya verilmesin skolyozlu bireyin mutlaka egzersizle desteklenmesidir. Cerrahi gerektirmeyen skolyozlarda egzersiz düzeltici rol oynarken; cerrahi gerektiren skolyozlarda egzersiz, ameliyata hazırlayıcı veya ameliyat sonrası elde edilen pozisyonu koruyucu rol oynamaktadır.

Soru 3. Korse kullanmak zorunda mıyım?

Korse gerektiren durumlar, bilimsel kaynaklarda açıkça belirtilmiştir. 25- 45 derece arasında korse kullanılması gerektiği ve korsenin en etkili olduğu dönemin büyümenin devam ettiği zaman dilimi olduğu vurgulanmıştır. Günün üçte ikisinde, Korsenin kullanılma zorunluluğu olmakla birlikte sürenin uzunluğu kişiye göre değişmektedir. Korseyi reddeden bireylerde tedavi seçeneğine ekip karar verir, fakat bu noktada önemli olan fonksiyonel solunum kapasitesini korumaktır.

Soru 4. Kime gitmeliyim?

Eğer bir omzunuzda ve/veya etek-pantolon belinde düşüklük ile öne eğildiğinizde kamburluk görülüyorsa veya her iki ayağınıza eşit ağırlık veremediğinizi düşünüyorsanız bir ortopediste başvurmalısınız. Skolyoz olduğunuz kesinleşir ve tedavi seçeneği olarak egzersiz önerilirse röntgeninizle birlikte fizyoterapistinize başvurun. Fizyoterapi açısından değerlendirmeleriniz ve röntgeniniz göz önünde alınarak sunulacak olan egzersiz programına uyun ve bedeninize zaman tanıyın.

Sizlere skolyoz ile ilgili merak edilenler hakkında kısa bilgiler sunmaya çalıştım.

Hareket sistemi ile ilgili her problemde olduğu gibi skolyozda da şunu unutmayın; “Hiçbir problem bir anda bedeninize girmedi ve bir anda yok olmayacak.” Bedene gösterdiğiniz itinalı çaba ile egzersiz yapmak belki hemen değil ama süre içerisinde mucizelere tanıklık etmenizi sağlayacaktır.

Schroth 3 boyutlu Terapi Konsepti neyi içerir? Pilates mi Schroth mu? Yüzme etkili mi? Egzersiz konusunda uzman kim? Önlem almalı mıyım? ve daha fazlası haftaya cuma blog gününde! Kaçırmayın.

Şimdi tek yapmanız gereken doğru rehber edinmek.

Ve merak etmeyin size en yakın fizyoterapist hemen bu sitede!

Seda TÜRKYILMAZ, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi almak için lütfen tıklayınız.)

Yazı dizimizin ikinci bölümünü okumak için buraya tıklayın.

KAYNAKLAR
  1. Weiss, H.R, (2011). Scoliosis and Spinal Disorders: The method of Katharina Schroth – history, principles and current development, 6:17.
  2. Zaina,F., Donzelli,S., Lusini,M., Minnella, S., Negrini, S., (2015). The Journal of Pediatrics : Swimming and Spinal Deformities: A Cross-Sectional Study, 166: Issue 1: 163–167
  3. Lehnert-Schroth C., Three-Dimensional Treatment for Scoliosis: A Physiotherapeutic Method for Deformities of the Spine 1st English Edition

Bir Kastan Fazlası: Korkularımızdan Etkilenen Psoas Kasımız

İşe yetişmek için koşarken, evimizin merdivenlerini çıkarken veya ofiste otururken gün içinde sıklıkla çalışan psoas kasımızın duygularımızı şekillendirmede rol oynadığını biliyor muydunuz? Peki nasıl olur da bir kas sinirli, gergin ve endişeli hissetmemize neden olur?

Bu sorulara cevap vermeden önce gelin psoas kasımızı tanıyalım. Psoas kası, küçük psoas ve büyük psoas olmak üzere iki parçadan oluşur; her ikisi de göğüs kafesinin altındaki omurlardan başlar ve leğen kemiğimize kadar uzanır. İki parçalı psoas kasımız sağ ve solda olmak üzere iki adettir.

Belimizdeki omurlardan başlayarak kalça kemiğine kadar uzanan tek kas olma özelliğine sahip psoas kası; omurga, bel ve kalçamızdaki güç dengesinden sorumlu kaslardan biridir. Bu kaslara stabilizasyondan sorumlu merkez kasları denir. Psoas kası da en derinde bulunan merkez kaslarımızdandır.

Vücudumuzdaki tüm kasların kasılarak eklemi hareket ettirme veya stabilize etme görevleri bulunmaktadır. Psoas kasını diğer kaslardan ayıran özelliği ise vücuttaki kaslar içinde (dil kasımız dahil) en hassas kas olmasıdır. Hassas olması, proprioseptif fonksiyonunun olmasındandır. Propriosepsiyon;  işitme, görme, koklama, tatma ve dokunma dışındaki altıncı duyumuzdur. Eklemlerimizin hangi pozisyonda olduğunu, vücudumuzun konumunu ve hareketini algılama duyusudur. Bu karmaşık tanımı günlük yaşantımızdan örneklerle açıklayayım. Kapıya çarpmadan kapıdan geçebilmek; karton bardaktaki çayı içebilmek için bardağı olması gereken kuvvette kavrayıp çayı dökmeden içebilmek; ayakkabı bağcıklarını parmak kaslarındaki proprioseptif duyular sayesinde düzgün bir şekilde bağlayabilmek; gözümüz kapalı iken kollarımızın, bacaklarımızın, başımızın veya gövdemizin nasıl durduğunu hissedebilmektir propriosepsiyon. Bizi biz yapan öz duyumuzdur aslında. Bu yüzden propriosepsiyona vücut farkındalığı da diyebiliriz.

Psoas kasının “en hassas (proprioseptif) kas” ünvanını almasının sebebi; kasın içinden, yanından veya etrafından çok sayıda önemli sinir dallarının geçmesi ve bu dalların  psoas kasının kas iğciği dediğimiz uyarılma noktalarıyla bağlantı kurmasıdır. Bu bölgedeki sinirler,  ani ve tehlikeli durumlarda ‘’savaş veya kaç’’ taktiği ile vücudun savunma mekanizmasını devreye sokan sempatik sinirlerdir. Ani korku veya stres durumunda bu sempatik sinirler, fleksör kaslar dediğimiz genellikle vücudun ön bölgesinde bulunan kaslara ‘kasıl’ emrini gönderirler. Vücudumuzun en büyük fleksör kası olan psoas da bu emirden nasibini alır. Her korku durumunda psoas kası kasılır ve bu korku sürekli bir hal aldığında vücut her an, tehlikeli bir durumla karşılaşma endişesiyle fleksör kaslarımızı sürekli kasılı halde tutar. Bu ise anksiyete semptomlarının oluşmasına neden olabilmektedir. (Nefes darlığı, kalp çarpıntısı, ağrı ve endişe gibi…)

Psoas kası, konumu itibariyle karın bölgesindeki hemen hemen tüm yapılarla iletişim halindedir. Üst tarafta solunum kasımız olan diyaframla; alt tarafta ise mesane ve cinsel fonksiyonlarımızdan sorumlu pelvik taban kaslarımızla fasya dediğimiz bir zar aracılığıyla bağlantılıdır. Diyafram da yine fasya  aracılığıyla; solunum ve korku refleksinin bulunduğu, yaşamsal dürtülerin kontrol edildiği beyin sapıyla bağlantılıdır. Dolayısıyla psoas kasındaki gerginlik, direkt olarak diyaframı etkileyecek ve solunumumuzu kısıtlayacaktır. Diyaframın baskılanması; korku reflekslerini uyaracak, endişe ve stres gibi ruh hallerinin oluşmasına neden olacaktır.

Psoas kası, iç organlarla da etkileşim halindedir. İç organlarımız çalışırken belli bir ritimde hareket ederler. Diyafram ve psoas kası da bu ritimlerden etkilenir ve özellikle diyafram, bu ritme uyarak omurilik sıvısının beyne doğru hareketini sağlar. Psoas kasında oluşabilecek anormallik, hem iç organların işleyişini hem de omurilik sıvısının ritmini olumsuz etkileyebilir. Bel ve kalça ağrıları, bağırsak düzensizlikleri, menstrual düzensizlik ve ağrılar, infertilite gibi problemlerin kaynağı psoas olabilmektedir.

 

Psoas kasımız, bu kadar önemli ise güçlü ve esnek bir psoas için neler yapmalıyız?

Doğru nefes, sağlıklı psoas kasına sahip olmanın ilk şartıdır. Çünkü psoas’ın diyafram kası ile direk bağlantılı olduğundan bahsetmiştim. Korku ve stres durumlarında, sempatik sinirlerin aktif olduğunu ve diyaframı etkilediklerini de biliyoruz. Bundan dolayı heyecanlandığımızda veya korku yaşadığımızda hızlı ve sığ solunum yaparız. Stresten arınma, diyaframın gevşetilmesi veya merkez bölgesinde güç dengesinin sağlanması ile doğru nefese kavuşabilirsiniz. Doğru nefes için fizyoterapistinize danışabilirsiniz.

Karın kaslarını sıkılaştırmak için gün boyu karnı içe çekmek; karın kaslarını gerer, karın içindeki basıncı artırır. Karnın yukarısında bulunan diyafram sıkışarak gerilir. Bu durum solunum paterninin bozulması ve psoas kasının gerilmesi ile sonuçlanabilir.

Sabahları yataktan kalkmadan yapılan gerinme hareketi pozitif enerji ile güne başlamanıza yardımcı olur. Hareket etmeyi yaşamımızın bir parçası haline getirmek, başta omurga sağlığınız ve psoas kasınız olmak üzere tüm vücudumuz için ilaç gibidir.

Herhangi bir ortopedik veya nörolojik rahatsızlığınız da psoas kasını etkileyebilir. Fizyoterapistinizin oluşturacağı rehabilitasyon programı ile psoas kasınızın güçlü ve esnek olması kaçınılmazdır.

Korku ve stres dolu bir yaşam, refleks olarak psoas kasının kasılmasına ve gerginliğine neden olur. Gerekirse korkularınızdan kurtulmak ve stresle baş etme yöntemlerini öğrenmek için yardım alabilirsiniz.

Yardım almak istediğinizde, unutmayın fizyoterapistiniz yanınızda!

Beril BAYRAMBAŞ, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi edinmek için lütfen tıklayınız.)

KAYNAKLAR
1. Koch L, The Psoas Book, 30:30-31,  Felton CA, 2012.
2. Luchau T, Massage and Bodywork Magazine for the Visually Impaired – Working with the Psoas, Associated Bodywork & Massage Professionals, 2015.