Şehir Efsanesi; Kaslarım Zayıf Ağrım Var

“Belim ağrıyor karın kaslarım zayıf.”

“Dik duramıyorum sırt kaslarım zayıf.”

“Boynum ağrıyor boyun kaslarım zayıf.” …

Ya da gerçekten öyle mi acaba?

Öncelikle kas zayıflığı, kaslarda güç üretiminin azalmasıdır. Patolojik açıdan değerlendirecek olursak hem kendinizde net olarak fark edebileceğiniz hem de dışarıdan bakıldığında, hareketlerde belirgin olarak görülebilen bir durumdur. Sandalyeden kalkarken, saçınızı tararken, yüksek bir rafa bir eşya koymaya çalışırken zorlanmak ya da bir şeyleri düşürmek şeklinde gözlemlenebilir. Yüz kaslarında ise salyanın akması, göz kapağının düşmesi ya da gülümsemede zorlanmak kas zayıflığı göstergesidir.

Yani herhangi bir kasta “normalin altında” bir kas zayıflığı varsa, o kasın sorumlu olduğu hareketlerde gözle görülür bir aksama olur. Nörolojik hastalık geçiren kişilerde -felç ya da MS gibi- bu hareket paternlerini görebilirsiniz.

Bunun dışında aşırı yorgun, uykulu hatta depresif ve “güçsüz” hissetmek ise gerçek kas zayıflığı ile karıştırılabilecek durumlardır.

Diğer taraftan kas zayıflığı ile ağrı arasında direkt bir ilişki bulunmaz. Zayıf bir kas ağrı yapmaz. Zayıf bir kas ancak sizi belli aktiviteleri yapmaktan alıkoyabilir; 50 kilo un çuvalı kaldırmak, 20 km bisiklet sürmek, 5 km koşmak gibi. Ancak, eğer günlük hayat aktivitelerinizi sürdürebiliyorsanız; sabah yataktan kalkmak, banyo yapıp hazırlanmak, işe gidip çalışmak, akşam alışverişinizi yapıp birkaç poşetle eve dönmek, yemek hazırlamak ve yatıp uyumak gibi; bu koşullar altında sizin için patolojik bir kas zayıflığından bahsedemeyiz.

Peki o zaman gün içinde başlayıp akşama doğru iyice artan ve dinlendiğinizde geçen boyun, sırt ve belinizdeki ağrılar neden oluyor?

Tabii ki ağrınızın gerçekten neden olduğunu anlamak için önce bir profesyonele danışmalısınız. Eğer yapılan tetkiklerde somut bir sebep bulunamadıysa şimdi oradan koşarak uzaklaşabilirsiniz çünkü yüksek ihtimalle duyacağınız; “kaslarınız zayıf güçlendirmeniz gerek”  ki bu eski ve yanlış bir bilgi.

Aslında olan şey ise kasların çalışma zamanlamasında gerçekleşen aksaklık. Hareketler beynimizde bütün olarak kayıtlıdır. Siz sadece rafa uzanmayı düşünürsünüz ve uzandığınızda beyninizdeki hareket kaydı, gövde ve koldaki kasların belli bir sırada kasılıp gevşeyerek bu hareketin otomatik olarak ortaya çıkmasını sağlar. Normal şartlar altında sistemin gözettiği şey, en az enerji harcayarak ve bedende en az yükle bir işi gerçekleştirmektir.

Bunu sağlamak için ileri ve geri besleme mekanizmalarını kullanır. Bedenden ve diğer duyu organlarından (göz, kulak) toplanan bilgiye ve geçmiş tecrübelerine dayanarak ne zaman hangi hareket paternini kullanmak gerektiğine karar verir. Optimal durumda kaslar merkezden uca doğru bir aktivasyon gösterirler. Yani önce gövdede ve en derinde olan küçük kaslardan başlayarak gerekli derecede kasılma uzuvlara ve yüzeye doğru yayılır.

Ancak farklı sebeplerden ötürü kasların çalışma sıralaması bozulabilir.

  • Düşme, çarpma, kaza gibi direkt travma
  • Az hareket etmek
  • Aşırı hareket etmek
  • Bebeklikte normal gelişim evrelerini geçirmemiş olmak (emeklemeden yürümek, yüzüstü vakit geçirmemek vb.)
  • Özellikle ağrının, o bölgedeki kasların çalışma mekanizmasını değiştirdiği, çalışmalarla gösterilmiştir.

Bu sıralama bozulduğunda yani merkezdeki pozisyonlamadan sorumlu kaslar geç kaldığında yük daha çok bel, sırt, boyun ya da uzuvlardaki hareket kaslarına ve eklemlere binmeye başlar ve yorulan kaslar zayıf oldukları için değil ama fazladan yük altında oldukları için önce hassaslaşır sonra ağrımaya başlar. Daha uzun süreçte eklemlerde yıpranmalar meydana gelebilir. Bu aksaklık tüm bedeni etkileyecek şekilde merkezden olabileceği gibi sadece bir eklemi etkileyecek şekilde lokal de olabilir.

Bu durumda ağrıyan kasları güçlendirmeye çalışmak ancak üzerlerindeki zaten fazla olan yüke biraz daha fazla yük eklemek olacaktır. Kasların kuvvetindeki artış, taşıma kapasitesini arttıracağından durumu maskeleyebilir. O zaman şu iki senaryodan biriyle karşılaşabilirsiniz;

  1. Spor yaptığımda iyiyim ama bırakınca ağrılarım başlıyor.
  2. Spora başladım sakatlandım, bırakınca geçiyor geri dönünce tekrar oluyor.

Kasların çalışma zamanlamasını değiştirmek için kuvvetlendirmeden farklı bir egzersiz yaklaşımı gerekir. Daha çok beden farkındalığı ve nefese odaklanarak kolaylıkla yapılan çalışmalar, sinir sistemine yeniden optimal hareket paternlerini hatırlatmak için etkilidir. Ayrıca bu çalışmaların ağrı kesici etkilerini de anında hissedebilirsiniz.

Size en uygun çalışmaları öğrenmek için fizyoterapistiniz yanınızda.

Zeynep SEYRAN, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi almak için lütfen tıklayınız.)

KAYNAKLAR
  1. Raabe ME, Chaudhari AMW. Biomechanical consequences of running with deep core muscle weakness,  J Biomech, 2018.
  2. Hodges PW, Richardson CA.  Altered trunk muscle recruitment in people with low back pain with upper limb movement at different speeds, Arch Phys Med Rehabil, 1999.

 

Dilba Kılıç: Sağlıklı Ayakkabı Seçimi … Ya da Seçmemeli mi?

Çoğu zaman ayaklarımızda ağrı veya herhangi bir sağlık problemi yaşamadan, ayak sağlığımızı korumak ve geliştirmek için çaba harcamıyoruz. Oysaki ayak sağlığı yaşam kalitemizi doğrudan etkileyen çok önemli konudur. Vücudumuzun tüm ağırlığını taşıyan, hem modern hem de geleneksel tıpta kabul edildiği üzere vücudun birçok farklı bölümleriyle olan mucizevi ilişkileri nedeniyle dikkati hak eden bir konu, ayak sağlığı. Bu yazımda, ayak sağlığı ile ilgili olarak özellikle ayakkabı seçiminin nasıl olması gerektiğinden bahsedeceğim.

Harvard Üniversitesi Evrimsel Biyoloji Bölüm Başkanı Daniel Lieberman ve ekibinin yaptığı çalışmalara göre ayakkabılar, şok absorbsiyon görevini üstlenerek ayaklarımızın yapması gereken bu işlevi yitirmesine neden oluyor. Ayakkabıların ayaklarımızı koruduğunu düşünürken aslında ayaklarımızı daha korunaksız ve yaralanmalara daha açık hale getirdiğini söylesem ne dersiniz? Çıplak ayakla koşan ve spor ayakkabılarla koşan kişileri karşılaştırdıklarında uzun vadede ayakkabının, ayakları korumaktan çok zarar verdiği sonucuna varılmıştır. Çünkü ayakkabı içerisinde yürürken, ayak kaslarının, çıplak ayakla olduğundan daha tembel davrandığı görülmüştür. Bu da düz tabanlık gibi ayak deformitelerine yol açan ve ayak yaralanmaları riskini artıran bir faktör olarak kabul edilmiştir.

Stabilizasyon, hareket kontrolü gibi görevler ayaklardan ayakkabılara aktarıldığı için ayaklarımızın yeteneklerinin azaldığını sanırım kavradık.

Bir de duyusal fonksiyon kayıpları var. Ayaklarımız tıpkı ellerimiz gibi dokunma duyusuyla dış dünyadan çok fazla bilgi aldığımız yapılardır. Ayakkabılar, ayak tabanının çeşitli yüzeylere temas etmesini engelleyip sürekli aynı yüzeyden yani topraktan, taştan, pürüzlü/kaygan yüzeylerden, ıslak/yumuşak/sert yüzeylerden bilgi almak yerine sürekli ayakkabının tabanlığından bilgi almış oluyor. Vücudumuzun temas ettiği yüzeylerle basınç ilişkisi ve boşlukta kapladığı alanla ilgili beynimiz daha az bilgiye sahip oluyor. Bilgiyle beslenen beynimiz ve sinir sistemimiz yeterli doğru bilgiyi almadığından aç kalıyor ve doymaması sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Çünkü beynimiz, dış dünyadan ve iç dünyamızdan bilgi toplayıp aldığı bilgiler doğrultusunda gerekli adaptif süreçleri başlatan koruyucu bir organımızdır. Yeterli doğru bilgiye ulaşamamak, beynimizde ayak hareketlerinin daha az temsil alanına neden oluyor. Ayakkabılar, beynin toplayacağı bilgiyi kısıtlayarak hem beden farkındalığımızı olumsuz etkiliyor hem ayağın işlevselliğinin azalmasına neden oluyor ve ayaklarımız, hareketleri sınırlanan bir vücut yapısına dönüşüyor. Tüm bu bilgiler ışığında optimum ayakkabı seçiminin ayakkabısızlık olduğunu söyleyebiliriz.

Gün içerisinde mümkün olduğunca çıplak ayaklarla yürümek, ayak tabanımızın duyu girdilerine olanak sağlamak, ayak hareketlerine özgürce izin vermek ayak sağlığımızı olumlu yönde etkiler.

Öte yandan günümüz koşullarında ayakkabısız bir yaşam pek inandırıcı görünmediğine göre en uygun ayakkabı seçimleriyle ilgili 7 tüyo vereceğim sizlere.

Doğru ayakkabı seçimi kişiye özel olmakla birlikte:

  1. Çıplak ayağı taklit eden ayakkabılar bulabilirseniz ne ala. Artık dünyada böyle ayakkabılar üreten firmalar yaygınlaşmaya başladı.
  2. Dar ayakkabılar, ayak deformitelerine yol açar. Ayaklarımız akşam saatlerinde şişebilir, ayakkabı alışverişini sabah saatlerinde yapmak yardımcı olur.
  3. Ayakkabının topuk kısmı, ön kısmıyla aynı yükseklikte olmalıdır. Fazla topuklu ayakkabıların sağlıksız olduğunu zaten biliyoruz. Fakat bilinenin aksine ayakkabıda 1-2 cm topuk değil 0 cm topuk olmalıdır. Çünkü topuk yükselince ayak bileği ve alt bacağı kısıtlı bir pozisyona sokuyor. Bu da çıplak ayakta iken çömelme gibi hareketleri zorlaştırıyor.
  4. Her adımımız yere bastığında ayağımız esneyerek genişler ve yere yayılır. Dar ayakkabılarda ayak bu yayılma hareketini yapacak alana sahip olmadığından tamamlayamaz. Bu genişlemeye izin verecek şekilde esnek ayakkabı tercih etmeliyiz.
  5. Ayakta dururken eğer ayak başparmağınız yere değmiyorsa bu büyük bir problemdir. Çünkü vücut ağırlığımızın büyük bir kısmını başparmak taşımalıdır. Bu onun görevidir. Görevini yapmasını engellersek komşu dostları onu desteklemek için fazlaca yıpranırlar.
  6. Adım attığımızda ayak parmaklarımız 90 dereceye yakın bir esneme hareketi yapar. Ayakkabı tabanının bu esnekliği sağlaması gerekir. Aksi takdirde bu hareketi de engellemiş oluruz. Görevini tam olarak yerine getiremeyen kaslar yapısal ve işlevsel olarak zayıflamaya başlar..
  7. Ayakkabı adım atmayla ayaktan çıkmayacak şekilde ayağı sarmalıdır. Ayaktan çıkma eğilimi olursa her adımda ayakkabıyı tutmak için parmaklar ve ayak kemikleri zıt kuvvetler oluşturarak zorlanacaklardır. Bu da zamanla doku yaralanmasına sebep olabilir.

Umarım bu bilgiler sizler için faydalı olmuştur. Bol çıplak ayaklı günler dilerim.

Şanslısınız, fizyoterapistiniz burada!

Dilba KILIÇ, Fizyoterapist (Fizyoterapistinizle ilgili detaylı bilgi almak için lütfen tıklayınız.)

KAYNAKLAR
  1. https://scholar.harvard.edu/dlieberman/research
  2. http://www.thefootcollective.com/an-introduction-to-feet-and-footwear/